ABD’de tıp fakültesi kaç yıl sürer? İçimde büyüyen bir hayalin hikâyesi
Bazı sorular vardır, insanın hayatına bir kez girer ama orada kalmaz. Sessizce büyür, kök salar, sonra bir gün her şeyin merkezine oturur. Benim için o soru şuydu: ABD’de tıp fakültesi kaç yıl sürer?
Bunu ilk sorduğumda bir Google araması gibi başlamıştı her şey. Basit, hızlı, geçici bir merak gibi. Ama zaman geçtikçe o soru, benim geleceğimi kemiren bir düşünceye dönüştü. Kayseri’de yaşayan 25 yaşında bir genç olarak söylüyorum: bazı hayaller insanın içine sığmaz, taşar.
Ben bu yazıyı bir başarı hikâyesi anlatmak için yazmıyorum. Daha çok, içimde kırılan ve yeniden yapışan parçaları göstermek için yazıyorum.
İlk kıvılcım: Bir hastane koridorunda başlayan hikâye
Her şey bir hastane koridorunda başladı desem abartmış olmam.
Babamı ziyaret ettiğim o gün, floresan ışıkların altında otururken etrafı izliyordum. Hemşireler hızlı adımlarla geçiyor, doktorlar ciddi yüzlerle odalara girip çıkıyordu. O an içimde garip bir şey oldu. Ne tam olarak imrenme, ne de sadece hayranlık… Daha derin, daha sessiz bir şey.
“Ben de böyle bir hayat yaşar mıyım?” diye sordum kendime.
Sonra eve döndüğümde bilgisayarın başına geçtim. Yazdım:
ABD’de tıp fakültesi kaç yıl sürer?
Cevap kısa değildi. Hatta beni ilk çarpan şey de bu oldu.
ABD’de tıp eğitimi, Türkiye’den farklıydı. Önce 4 yıllık bir lisans eğitimi, ardından 4 yıl tıp fakültesi… Sonra da ihtisasa göre yıllar süren bir uzmanlık süreci.
Toplamda neredeyse bir gençliğin yarısı.
Ekrana bakarken içimden şu geçti:
“Ben bu kadar bekleyebilir miyim?”
Ama asıl dürüst cevap şuydu:
“Ben beklemekten korkuyorum.”
Rakamların ağırlığı: 4 yıl + 4 yıl + belirsiz yıllar
İnsan sayıları görünce bazen gerçeği daha net anlıyor, bazen de tamamen kayboluyor.
ABD’de tıp fakültesi kaç yıl sürer sorusunun cevabı aslında bir denklem gibi:
4 yıl undergraduate (lisans)
4 yıl medical school (tıp fakültesi)
3–7 yıl residency (uzmanlık)
Toplamda 11 yıla kadar uzayan bir yol.
Bunu ilk öğrendiğimde içimde tuhaf bir boşluk oluştu. Sanki biri önümde uzun bir tünel açmış ve “sonu ışık ama yürümek zorundasın” demiş gibiydi.
O gece günlüğüme şunu yazmışım:
“11 yıl… Ben 11 yıl sonra kaç yaşında olacağım? Ve o zamana kadar ben kim olacağım?”
Kalem elimde titriyordu. Çünkü korktuğum şey süre değildi aslında. Korktuğum şey, o sürede kendimi kaybetme ihtimaliydi.
Kayseri’nin soğuğu ve içimdeki Amerika
Kayseri kışları sert olur. Dışarı çıktığında yüzüne çarpan rüzgâr, insanın düşüncelerini bile sertleştirir.
O günlerde sık sık yürüyüşe çıkıyordum. Kulaklıkta müzik, elim cebimde, kafamda aynı soru dönüp duruyordu.
ABD’de tıp fakültesi kaç yıl sürer?
Ama artık soru sadece bilgi arayışı değildi. Bir yön arayışıydı.
Bir gün arkadaşım bana “neden Amerika?” diye sordu. Cevap veremedim. Çünkü aslında net bir cevabım yoktu.
Sadece içimde bir his vardı:
“Orada bir yerlerde, daha disiplinli, daha uzun ama daha anlamlı bir yol var.”
Bu bir romantizasyon muydu? Belki.
Ama insan bazen hayalini gerçeklerden önce sever.
İlk gerçek darbe: Zamanın acımasızlığı
Bir akşam, üniversiteden bir hocamla konuşurken konuyu açtım. ABD’de tıp eğitimi, başvuru süreçleri, yıllar…
Bana sakin bir şekilde şunu söyledi:
“Bu yol sadece bilgi değil, sabır işi.”
O an anladım ki mesele sadece ABD’de tıp fakültesi kaç yıl sürer sorusunun cevabı değil. Mesele o yılları taşıyabilecek bir insan olup olmadığım.
Eve döndüğümde kendimi yorgun hissettim. Sanki daha hiçbir şey yapmadan yorulmuş gibiydim.
Ama aynı zamanda garip bir şekilde hâlâ istiyordum.
Bu çelişkiyi o gün ilk kez bu kadar net hissettim:
Yorulmak istemiyordum
Ama vazgeçmek de istemiyordum
Bir kütüphane akşamı: Hayalin somutlaşması
Üniversite kütüphanesinde geçirdiğim bir akşamı hiç unutmuyorum.
Dışarıda yağmur vardı. Camlara vurdukça içeriye sessiz bir ritim taşıyordu. Ben bilgisayar ekranına bakarken farklı üniversitelerin tıp programlarını açmıştım.
Her sayfada aynı gerçek vardı:
Uzun, zorlu ve sabır isteyen bir süreç.
Ama bu kez korkmadım.
İlk kez düşündüm:
“Belki de bu uzunluk kötü bir şey değildir.”
Çünkü insan bazı şeyleri ne kadar uzun yaşarsa, o kadar derinleşir. Tıp eğitimi de belki sadece meslek değil, bir karakter inşasıydı.
O an içimde küçük bir umut oluştu.
Günlüğüme şunu yazdım:
“Belki de ABD’de tıp fakültesi kaç yıl sürer sorusu yanlış bir soru. Belki de doğru soru şu: Ben kaç yıl dayanabilirim?”
Kırılma anı: Hayalin ağırlığı
Ama her umut anının yanında bir gölge olur.
Bir sabah uyandığımda, kendimi aşırı yorgun hissettim. Sanki bütün bu hayal bana ağır gelmeye başlamıştı.
Düşündüm:
4 yıl lisans
4 yıl tıp
yıllarca uzmanlık
sınavlar, stres, rekabet
Bir anda her şey dev gibi görünmeye başladı.
Ve o an içimden şu cümle geçti, ilk kez bu kadar net:
“Ben yetişemeyecek miyim?”
Bu soruyu sormak acıydı. Çünkü cevap ihtimali bile can yakıyordu.
Umut yeniden: Küçük bir cümlenin değiştirdiği şey
Bir gün sosyal medyada bir doktorun yazısını okudum. ABD’de eğitim almış bir hekim şunu yazıyordu:
“Uzun sürdü, evet. Ama beni ben yaptı.”
Bu cümle beni durdurdu.
Uzun süre ekrana baktım.
Sonra fark ettim ki mesele süre değil. Mesele, o sürenin içinde kim olduğun.
ABD’de tıp fakültesi kaç yıl sürer sorusu hâlâ aynıydı:
8 yıl temel eğitim (lisans + tıp)
üzerine uzmanlık yılları
Ama benim bakışım değişmişti.
Artık bu sayı bir tehdit gibi değil, bir yol haritası gibi duruyordu.
Son düşünce: Ben bu yolun neresindeyim?
Şimdi geriye dönüp baktığımda, o ilk hastane koridorunu hatırlıyorum.
O gün sadece merak etmiştim.
Şimdi ise içimde daha karmaşık bir şey var: hem korku hem umut.
ABD’de tıp fakültesi kaç yıl sürer sorusunun cevabı değişmedi.
Ama ben değiştim.
Artık biliyorum ki bazı yollar kısa olmadığı için değerli değildir.
Bazıları uzun olduğu için değerlidir.
Ve belki de en önemlisi şu:
İnsan bazen bir hayali seçmez.
Hayal, insanı seçer.
Okuyucularımıza “ABD’de tıp fakültesi kaç yıl sürer” konusunda faydalı bilgiler sunmaya çalıştık. Pandorapsikoloji ekibi olarak bizi okumaya devam edin!